|
sefer
-
Yolculuk
Örnek:
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / Nice seneler geçti dönen yok seferinden. Y. K. Beyatlı
-
Genellikle ülke dışına yapılan askerî harekât, savaşa gitme, savaş.
-
Kez, yol, defa
Örnek:
Bu sefer ben söylüyorum, tekrar ediyorum. R. H. Karay
-
Bk. yolculuk
-
1. Yolculuk. 2. Savaş.
-
Journey. voyage. expedition. campaign. headway. navigation. ploy. run.
-
Expedition. navigation. sailing. journey. voyage. campaign. state of war. time. occasion. travel. occurrence.
-
Expedition. sailing. voyage. journey. campaign. military expedition. war time. occasion. travel. trip. cruise. run. passage. course. navigation. sail. go. round. wartime.
yolculuk (nedir)
-
Ülkeden ülkeye veya bir ülke içinde, bir yerden bir yere gidiş veya geliş, gezi, seyahat, sefer
Örnek:
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk. F. N. Çamlıbel
-
Bu gidiş gelişte geçen süre.
-
Herhangi bir taşıtla bir yere gidip gelme
Örnek:
Yolculukla ilgili işlemleri tamamlarken, koltuğuna oturtmuştuk onu. N. Cumalı
-
Belli bir başlangıç noktasından varış yerine değin tek bir taşıtla gidilmesini içeren insan devinimi.
-
Cruising. itinerary. headway. journey. peregrination. travel. trip. voyage.
-
Expedition. journey. run. travel. voyage. trip.
-
Journey. tour. travel. voyage.
-
Trip
genellikle (nedir)
-
Genel olarak, büyük bir çoğunlukla, çoğu kez, çoğunlukla, çoklukla, ekseri, ekseriya, ekseriyetle, umumiyetle.
-
Generally. usually. normally. in general. on the whole. largely. at large. as a general rule. as a rule. by and large. exoterically. for the most part. ordinarily.
-
Commonly. generally. ordinarily. usually. in general. mostly. as a rule. more often than not umumiyetle.
-
Usually. in general. persuasive advertising. by and large. authorized capital. generally. generally speaking. mostly. normally. ordinarily. for the most part. passenger service agent. principally. quick fix. widely.
-
Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket
-
Devlet
Örnek:
Vicdan hürriyetine riayet eden tek ülke Osmanlı İmparatorluğu idi. F. R. Atay
-
Herhangi bir özelliği yönünden düşünülen bölge
Örnek:
Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş ülkelerini tek tek geziyorum. H. Taner
-
Bir devletin egemenliği altında bulunan bağımsız, uluslararası antlaşmalara dayalı sınırlarla çevrili, üzerinde dil, kültür ve ülkü bakımından birlik oluşturan bir ulusun yaşadığı toprakların tümü.
-
Country. domain. territory. land. realm. clime. soil.
-
Country. domain. land. realm.
-
Land-country
-
Pays
ilgili reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetme)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|