|
saydam cisim
-
Işığı oldukça yüksek bir düzgün geçme çarpanı ile büyük ölçüde düzgün geçiren cisim.
-
Transparent body
-
Durchsichtiger Körper
-
Corps transparent
-
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf
Örnek:
Atlet vücudunu bütünüyle gösteren, saydam bir sabahlık giymişti. A. İlhan
-
Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöz ve projeksiyona konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt.
-
Diyapozitif.
-
Asetat.
-
Açık seçik, belirgin.
-
Ardındaki nesnelleri belirgin biçimde gösteren ışık geçirici ortam.
-
Ardındaki nesnelleri belirgin biçimde gösteren ışık geçirici ortam.
-
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan nesne. 2. Parlak.
-
Transparent. clear. pellucid. hyaloid. liquid.
-
Filmy. limpid. transparent. transparent şeffaf.
-
Slide. transparent. airy. clear. glare. limpid. luculent. translight.
-
Transparent
-
Durchsichtig
-
Transparent
-
Katı maddenin biçim almış durumu.
-
Gövde, beden, vücut
Örnek:
Yataktaki örtülü cisim dertop olmuş şeklini, hareketsizliğini muhafaza ediyor. R. H. Karay
-
1- Bilinçten bağımsız olarak uzayda yer kaplayan nesne. 2- (Fiziksel olarak) Bölünebilirlik ve yer kaplama nitelikleri olan sınırlı bir özdek parçası.
-
Matter. substance.
-
Matter. body. material thing. mass. object. substance.
-
Body
-
Corps
-
Corpus
-
Yetecek kadar, epey, hayli
Örnek:
Geceyi oldukça rahat geçireceğinizi ümit ederim. R. H. Karay
-
Pretty. quite. rather. fairly. well. somewhat. a bit of a. well enough. good. a whale of. a good many. reasonably. spanking. substantially. such. whopping.
-
Comparatively. fairly. goodish. pretty. quite. rather. relatively. some. somewhat. widely.
-
Fairly. rather. pretty. to some extent.
-
Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan
Örnek:
... mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı. Ö. Seyfettin
-
Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan
Örnek:
İri kanatları ile bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor. H. Taner
-
Güçlü, etkili, şiddetli.
-
Derece veya makamı bakımından üstün.
-
Normal değerlerin üstünde olan, çok
Örnek:
Türk milletinin karakteri yüksektir. Atatürk
-
Erdemli, faziletli.
-
Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan.
-
Yukarıda, üst tarafta olan yer
Örnek:
Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu. M. Ş. Esendal
-
Elevated. exalted. high. highrise. lofty. loud. spheric. stately. superior. tall. acro-. hyper-. above. over.
-
Dominant. eminent. grand. high. lofty. noble. precipitous. rarefied. superior. tall.
-
High. eminent. great. high- level. lofty. moor. noble.
ilgili reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetme)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|