Nedir ne demek sorularına kısa cevaplar
Ana Sayfa > menfaati olmak nedir ne demek, menfaati olmanın anlamı, ingilizcesi

menfaati olmak nedir



menfaati olmak

  1. (en) Have a stake in

Türetilmiş Kelimeler (bis)

menfa, menfaat, menfaat düşkünü, menfaat grubu, menfaatçi, menfaatçilik, menfaatına

Destek

Wiki felsefesiyle çalışan web sitesi ansikopedisi Siteler Hakkında'yı destekliyoruz. Dizinde konular, firma ürünleri ve firma hizmetleri de sağlanıyor.

menfaat (nedir)

  1. Çıkar
    Örnek: Gelip gidenlerden çok menfaat oluyor. H. E. Adıvar
  2. Çıkar.
  3. (en) Profit. advantage. benefit. use. expedience. expediency. the main chance. stake.
  4. (en) Advantage. expediency. benefit. interest yarar. fayda. çıkar.
  5. (en) Advantage. benefit. interest. beneficium. gain. joint interest. profit. utility.

olmak (nedir)

  1. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak
    Örnek: En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu. S. F. Abasıyanık
  2. Gerçekleşmek veya yapılmak.
  3. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak
    Örnek: Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir. T. Buğra
  4. Bir şeyi elde etmek, edinmek
    Örnek: Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım. S. F. Abasıyanık
  5. Bir durumdan başka bir duruma geçmek.
  6. Herhangi bir durumda bulunmak.
  7. Uygun düşmek, yerinde görülmek.
  8. Yetişmek, olgunlaşmak.
  9. (en) Be situated
  10. (en) Be. happen. become. exist. occur. take place. have. mature. befall. come about. come off. come over. eventuate. fare. get. go. go on. hap. hatch. hit. turn.
  11. (en) Become. come. exist. form. get. go. grow. happen. mature. occur. reign. transpire. to be. to become. to exist. to happen. to occur. to take place. to go no. to come about. to transpire. to get. to fit. to be suitable for. to be present. to ripen. to mature. to catch. to have. to undergo. to be ready/prepared/cooked. etc. to be done out of sth. catch. to be completed. to be cooked.
  12. (en) To be. to become. to exist. to come into being. to happen. to occur. to take place. to ripen. to mature. come about. fall out. get. go. grow. have. lie. make. originate. prove. stand. to go under the styles of. to go through accounts. transpire. turn out.

have (nedir)

  1. (f.) (had, having) kural dışı çekimleri: simdiki zaman 1, you, we, they have (eski thou hast); he, she, it has (eski hath). geçmi zaman had (eski thou hadst). malik olmak, sahip olmak; olmak; saymak; tutmak; almak; elinde tutmak, hâkim olmak; fikir taşımak; elde etmek, ele geçirmek; ettirmek; (k.dili) aldatmak; (k.dili) cinsel ilişkide bulunmak. Yardımcı fiil olarak geçmiş zamanı gösterir. (msl. I go. Giderim. I have gone. Gittim.) have to meli, malı (msl. I go. Giderim. I have to go Gitmeliyim.) have a hand in bir işle ilgisi olmak; bir işin içinde parmağı olmak. have a mind to niyeti olmak have and hold kanunen sahip olmak. have at işe koyulmak. I've been had. Üç kağıda geldim. have done with bitirmek, işi tamamlamak. have had it argo. bıkmak (msl. I've had it: I am go ing to divorce my husband .Artık bıktım; kocamdan boşanacağım.); artık yetmek (msl, He's been cheating me for years, but now he's had it. Senelerdir beni aldatıyordu, ama artık yeter.) have in mind hatırında tutmak, aklında olmak. have it coming hak etmek. have it in for (bir kimseye) kin beslemek, kinci olmak. have it in one kabiliyeti olmak. have it out bir davayı kavga veya münakaşa ederek sonuç landırmak. Have it your own way. Siz bilirsiniz. Nasıl isterseniz öyle olsun. have none of izin vermemek, fırsat vermemek, kabul etmemek. have no use for nefret etmek,^tiksinmek. have on giyinmek. have one's eyes on gözu kalmak. have one's hands full çok meşgul olmak. have something on someone elinde suçlayıcı delil bulunmak. have to do with ilgisi olmak, alakası olmak. have to go (k.dili) sıkısmak. as Plato has it Eflatun'un deyişiyle. He will have it that iddia ediyor ki. I had better go. Gitsem iyi olur. I had him there. O noktada onu mat ettim . I had rather go. Gitmeyi tercih ederdim. I'll have his head veya hide .slang Elime geçirsem derisini yüzeceğim. I was angry at him, so I let him have it. Ona kızdım, onun için yüzüne bir yumruk indirdim veya onun için saldırdım. Let him have it. O alsın. argo Hakkından gelelim. Rumor has it that the government will fall. Söylentiye göre hükümet düşecek. The ayes have it. Lehte oy kullananlar kazandı .The boys had themselves a time. Çocuklar eğlendiler. We had news. Haber aldık.
  2. F. sahip olmak, olmak, elde etmek, almak, yapmak, etmek, kabul etmek, göz yummak, aldatmak, dolandırmak, zorunda olmak, bulunmak
  3. F. sahip olmak, olmak, elde etmek, almak, yapmak, etmek, kabul etmek, göz yummak, aldatmak, dolandırmak, zorunda olmak, bulunmak

stake (nedir)

  1. I., f. kazık; kazığa bağlayıp yakarak öldürme; kumarda ortaya konan para: sık sık çoğ. yarışmada ödül; şansa bağlı olan şey; f. kazığa bağlamak, kazıklarla sınırlamak; kazıklarla pekiştirmek; k.dili kumarda para koymak; tehlikeye atmak. stake a claim sahip çıkmak. stake boat kayık yarışında menzil işareti olarak bir yere bağlanan sandal. stake horse müşterek bahis tutulan yarışlarda koşturulan cins at. stake out, stake off kazıklarla işaret etmek veya bölmek; hudutlarını göstermek. be at stake tehlikede bulunmak, şansa bağlı olmak. bring to the stake yakarak idam etmek. high stakes ortaya atılan büyük miktar. perish at the stake yakılarak idam olunmak. pull up stakes işini bitirip başka yere taşınmak. We have a stake in the out come Ucu bize dokunur.
  2. F. kazıklarla belirlemek, kazığa bağlamak, desteklemek, bahis yapmak, riske atmak, tehlikeye atmak

ilgili reklamlar


Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetme)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  İletişim  -  Yasal Konular  -  Son Eklenenler  -  Araçlar

© Nedir Ne Demek