|
indirmek
-
Yüksekten, sarp ve kötü yerden veya yukarıdan aşağıya inmesini sağlamak
-
Bir taşıt veya binek hayvanından aşağıya almak.
-
Fiyatını azaltmak, düşürmek.
-
Hızla vurmak
Örnek:
Genç adamın başına son darbeyi indirdi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Kapamak.
-
Yağmur, sis, birdenbire bastırmak
Örnek:
Haberlerle birlikte hızlı bir yağmur indirdi. N. Cumalı
-
Kırmak, tahrip etmek.
-
Down
-
Lower. set down. take down. put down. bring down. reduce. cut. degrade. bash. cast down. clip. clout. clump. dismount. draw down. drop off. dump. land. lay low. let down. lift down. plant. relegate. send down. strike. take from. take off.
-
Deduct. dip. lower. reduce. shutter. to lower. to bring down. to reduce. to deduct. to bring sth down. to mark sth down. to let sb down. to bring sth down. to land. to give to deal. to unload. to break.
-
To lower. to take down. to bring down. to get down. to reduce. to land. to deliver. to wreck. to destroy. abate. clip. couch. diminish. draw down. let down. put down. retrench. set down. take off.
-
Unlade
-
Dik, çıkması ve geçilmesi güç (yer), yalman
Örnek:
İki gündür sarp dağ yollarını aşıyoruz. F. R. Atay
-
Güç, güçlük
Örnek:
Düz ovada sarpa çekme yolunu / Ver mektebe okutsunlar oğlunu. Âşık Veysel
-
1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi güç.
-
Steep. precipitous. abrupt. arduous. bluff. craggy. jagged. rapid. rugged. scarped. stiff.
-
Precipitous. sheer. steep. very steep. difficult. inaccessible.
-
Precipitous. very steep. difficult of access. abrupt. craggy. rugged. stiff.
-
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, fena, iyi karşıtı.
-
Zararlı, tehlikeli.
-
Korku, endişe veren
Örnek:
Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk. R. E. Ünaydın
-
Hoşa gitmeyen.
-
Kaba ve kırıcı
-
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan.
-
İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan (kimse).
-
İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse).
-
İyinin karşıtı olan. 1- Değersiz bulmanın, kınamanın, ayıplamanın konusu olan her şey; istencin yasaya uygun bir biçimde karşı gelmeye ve elinden geldiğince değiştirmeye hakkı olduğu her şey. 2- Ahlâk değerlerine ve törel istence karşı olan her şey. Bu anlamda: a. Düzen bozucu ve yıkıcı olarak beliren şeyler, b. Olumsuzluk ve yadsıma ilkesi olarak beliren şeyler.
-
Bad. ill. evil. wicked. horrible. black. chintzy. dark. devilish. dread. dreadfull. feeble. fierce. grotty. harmful. haunted. hedge. hellish. horrid. indifferent. iniquitous. lousy. malign. miscreant. nasty. nefarious. obnoxious. off. offensive. poor.
-
Amiss. bad. beastly. bitter. black. corrupt. deep. dissolute. dreadful. evil. evildoer. fatal. foul. hopeless. ill. iniquitous. miserable. nasty. nice. obnoxious. off. offensive. pernicious. poisonous. poor. reprobate. rotten. seamy. sinful. sinister. ugly. unfavourable. unwell. wicked. worthless. wretched. wrong.
-
Bad. evil. wicked. poor in quality. deleterious. disgusting. egregious. foul. graceless. grotty. hard. horrid. ill. iniquitous. lousy. maleficent. malign. malignant. manky. naughty. nefarious. pernicious. satanic. shady. squalid. unholy. unsavory. venomou.
-
Evil, wrong
-
Mal
ilgili reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetme)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|